başlık: ...
biçim: metin; mektup
9.11.2000
Sevgili Hakan,
“Aynalarımı İstiyorum” projeni ya da beni aynalarından biri olarak görmeni coşkuyla karşılıyorum. Ben de “Ah ne güzel, niye benim aklıma gelmedi,” diyenlerdenim. O yüzden bir aynanın iç çekişini yazarken sözcüklerim sen değil ben olacak diye korktum. Ancak kendi kendime dedim ki, hiçbir aynada tek bir görüntü yoktur.
Ah sevgili Hakan, elde avuçta kaç hakiki sözcük kaldı ki, yazacaklarım yalansız bir ayna olsun kalbimi kalbine yansıtan. Seninle paylaştığım o inanç üzerine kurulu hayatın aynası olabilmek, seni yansıtabilmek çok zor. Ne yazabilirim ki; “yukarıdan” gelenleri ileten inancıyla yaşayan o insanı mı görüntülemeliyim, yoksa senin için o dönemde iç dünyamın diliyle neler söylediklerimi mi? Herhalde ikincisini. Ancak o günlerde çok inandığımız bir şeyin çocukluğu o kadar egemendi ki ruhumuza, seni iç dünyamın diliyle çok az seslendirebildim. Neydi o dönemde bir insan için sorulan en sahici soru? Senin için iyi insan demişimdir çoğu zaman seni soranlara. Fakat bu yanıtın içinde bir insanı önce kafamızda sonra yüreğimizde tanımanın çarpıklığı da olsa gerek. O günlerde düş gören sözcüklerle konuşurduk. Seni o düşyıllarının büyüsü ile anlatmak isterdim. İstanbul’a gitmeden önce bizde kaldığın o iki gece neler konuşmamıştık diye düşünüyorum. “Aynalarımı İstiyorum” diye haykırdığın o karta bakarken üçüncü karedeki resminle sanki yine bize geldin, hüzünlü bir caz müziği gibi evimize misafir oldun. O iki gece boyunca konuştuklarımızın çoğu bildirilerde yazıldı. Konuşmadıklarımız, konuşamadıklarımız beni senin karşında gerçek bir ayna olmaktan alıkoyuyor.Tuhaf bir tesadüf, ayrılırken tahta bir cetvel unuttun bizim evde. Sanki “Ben bundan sonraki hayatımı ölçülerle yaşamak istemiyorum,” dercesine. Ve ne iyi ettin o cetveli unutmakla; sonra duydum ki, okudum ki beni düşyolarkadaşım bir kardelendi, “yitik kuşak” diyenlere inat. Ama biz hep o cetvelle hatırladık seni, o cetvelle anlattım çocuklara cetvelin sahibinin Che yüzlü bir çocuk olduğunu. Çocuklar hep o yorgun cetvelle sana ulaşmaya, seni tanımaya çalıştılar. Başarabildiklerini sanmıyorum. “Senin ressam olduğunu” söyledim, “ancak resimlerinde de ölçüyü kullanmıyordur herhalde,” dedim onlara.
Ah sevgili Hakan, biliyorum benden ayna olmamı, o gününden sözetmemi istiyorsun. Bense bugününe yöneldim, istemeden. “Anılar, anılar belki hepsi bir kelime.” Seni o düşgören sözcüklerden sadece biriyle anlatabilir miyim? Mümkün. O sözcüğü arayacağım düşyolarkadaşım, o sözcüğü arayacağım, sözcüğün düşünü yansıtabilen bir ayna oluncaya dek, arayacağım.
Ali Törün

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder